Zekai ŞEN - 22 Mart 2006 Dünya Su Günü Basın Duyurusu

Zekai ŞEN - 22 Mart 2006 Dünya Su Günü Basın Duyurusu

Su Vakfı Başkanı Prof. Dr. Zekai Şen: · “Su deyince müttefiklerimiz karşımıza geçebilir” · “Su deyince savaş değil barış akla gelmeli” · “Su eğitimi sadece üniversitelerden beklenmemeli” · “Su kurumları arasında eşgüdüm sağlanmalı” · “Yerüstü ve yer altı sularının envanteri çıkarılmalı” · “Su deyince iklim değişikliği gözden kaçırılmamalı” · “Türk Silahlı Kuvvetleri’nde su ile ilgili birim oluşturulmalı” · “Su konusunda yerli bilim adamlarının verileri dikkate alınmalı”

Taşkın, kuraklık, çölleşme, erozyon, susuzluk gibi doğal olayların sebepleri; su kaynaklarının yeterli olmaması, yeterli olanlarının akıllıca kullanılmaması, gerekli işletme programlarının yapılarak halkın su konusunda eğitilmemesi ve bilinçlendirilmemesi diye sıralanabilir. Suyu akıllı (rasyonel), israfsız, dengeli ve hakça kullanarak geniş toplumların ortaklaşa yararlanabileceği bir servet olarak görmeli ve bu konuda toplum bireylerinden kamu kuruluşlarına kadar ortak bir bilince sahip olmalıyız. Gerekli çalışmalara bugünden başlanmazsa su ülkesinde susuzluk çekecek yarınlara belkide farkında olmadan gidebiliriz.
     Sadece susuz hayat değil, medeniyet, gelişme, sanayileşme de olamaz. Suya olan talep insan sayısıyla orantılı olarak artarken, su kaynakları da bir taraftan kirlenerek diğer taraftan da miktarları azalarak istenilen talepleri yeterli seviyelerde karşılayamaz hale gelebilmektedir. Su kaynaklarının koruma altına alınması ve bu kaynaklar arasında yer altı sularının ihmal edilmemesine özellikle dikkat edilmelidir. Yer altı suları kuraklık, susuzluk, deprem, harp gibi doğal ve yapay olarak sıkıntıların ortaya çıkması halinde başvurulabilecek biricik kaynaklardır. Bu bakımdan yer altı suyu akiferlerinin ayrıcalıklı olarak korunmasında orta ve uzun vadelerde yararı vardır. Hatta, yer altı sularını stratejik su kaynağı olarak göz önünde tutabiliriz. Yer altı suları akiferlerinin sınırları hidrojeolojik açıdan tayin edilmeli ve hidrolojik açıdan da beslenmelerinin insan çekimleri miktarına göre dengeleri hesaplanmalıdır.
     Özellikle ülkemizde zaman zaman görülen kuraklık sürelerinde ve uzun vadede yavaşça ortaya çıkarak ülkemizi de etkileyecek olan küresel ısınma, sera etkisi ve iklim kaymaları dolayısı ile yüzeysel su kaynaklarında ortaya çıkabilecek beklenilen azalmaların yer altı suyu ile takviye edilmesi gündeme gelecektir. Özellikle afet hallerinde şehir şebekelerinin fonksiyonunu görememesi halinde halkın hücum edeceği noktalar kuyulardır. Buradan yapılacak aşırı çekmeler, plansız olarak yer altı suyu akiferlerinin üzerindeki çarpık veya planlı ama yer altı suyu varlığı göz önünde tutulmayarak yapılan yapıların yerel çökelmeler sonrasında bir daha tamir edilemeyecek biçimde zarara uğramaları söz konusudur.
     Su miktarlarının değişik sebeplerle gittikçe azalması, su fiyatlarının artmasını ve bununla birlikte suyun ekonomik değerinin bulunduğu bilincinin de artmasını doğurur. Hal böyle olunca suyu yetersiz olan şehirler, komşu veya başka şehirlerin, ülkelerde komşu veya başka ülkelerin su kaynaklarından yararlanmayı gündemlerine getirebilirler. Böylece toplumlar, şehirler ve ülkeler arasında anlaşmazlıklar baş göstererek politik tetiklenmelere çok açık hale gelebilirler. Buna benzer durumların gelecek yıllarda dünyanın bazı yörelerinde ve özellikle de Türkiye üzerinde oynanmasının riski oldukça yüksektir. Şimdiye kadar yerüstü suları olarak bakılan bu duruma bir de yer altı sularının stratejik öneminin daha da fazla artması dolayısı ile üzerinde hassasiyetle durulması gereklidir.
     Bir ülkede su kaynakları ve bunların en iyi biçimde değişik kamu ve ilgili kuruluşlar arasında eşgüdümünün sağlıklı olarak sağlanması, o ülkenin su kaynakları servetinin yabancıların görüşlerine gerek kalmadan değerlendirilmesi için çok gereklidir. Maalesef su ile ilgili kurumlarımız arasında eşgüdümün olmaması, ülke su sorunları da bölük pörçük, bilimden ziyade politikanın yönlendirdiği bir alanda çözülmeye çalışılmaktadır. Ülkemizin öncelikle iç ve buna paralel olarak da dış su politikalarının "su konseyi" diye isimlendirilebilecek bir kurum tarafından stratejik plan, işletme ve seneryolarının yapılması gereklidir. Bu konuda Su Vakfı değişik kamu, özel kuruluş, üniversite ve araştırma merkezleri ile gerekli eşgüdümü bir ölçüde sağlayarak hayata geçirmek istemektedir. Bir sivil toplum kuruluşu olarak Su Vakfı her türlü su sorunları ile ilgilenebilecek yönde yapılanmayı sürdürmektedir. Bu konuda değişik kişi ve kuruluşlar tarafından yapılacak katkıların ülkemiz su kaynakları çıkarına kullanılması temel hedeftir.
     Türkiye jeopolitik konumu nedeni ile Avrupa ve Asya kıtaları arasında Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu’ya yakınlığı bakımından stratejik öneme sahiptir. Ancak gün geçtikçe ülkemizin bu özelliğine, güneyinde kalan ülkelerin su bakımından daha sıkıntılı olmaları dolayısı ile su politik (hidropolitik) durumda katılmaktadır. O halde, suyun ülkemiz için politik değerinin ne olduğuna başkalarından önce bizim karar vermemiz, bunu uluslararası platformlarda gerektigi zamanlarda savunmamız yerinde olur. Aksi takdirde, dışarıdan gelecek ve adil olduğu savunulacak fikirler bile ülkemizin çıkarından ziyade, Batılı ülkelerin emperyalist arzularını karşılayacak şekilde olacaktır. Aslında bir ülkenin doğal kaynaklarına sahip çıkabilecek kadrolarının her zaman tam alarm durumunda çalışması uygundur. Değişik dış güç istek ve politikaları karşısında ulusça hangi senaryoların çıkarlarımızı en iyi biçimde koruyacağı hakkında bilimsel bilgiye sahip olmamız ve ona göre uygulama yapmamız gerekir.      Bu hedefe ulaşabilmek için aşağıdaki temel noktalara öncelikli olarak ağırlık verilmesi gereklidir.
     1) Ülke su kaynaklarının yerüstü ve yeraltı envanterlerinin çıkarılarak zamanla bunların gücelleştirilmesine önem verilmelidir.
     2) Ülkenin değişik yörelerindeki su kaynaklarının zaman ve alan bakımından dağılımları birbirinden farklılık göstereceğinden, kıyaslamalı olarak nerelerin daha su zengini yöreler olduğu sayısal olarak belirlenmelidir.
     3) Şimdiye kadar değişik yayınlarda kabaca verilen Türkiye su potansiyeli sayısal değerlerinin mutlaka güncelleştirilmesi ve bunun da global bir değer yerine, yöre ve hatta şehir sınırları içinde kalacak biçimde biçimlendirilmesine gidilmelidir.
     4) Geçmiş yılların su ile ilgili tüm ölçümlerinin basit ve ülke iklim, jeoloji, hidroloji ve hidrometeoroloji karakteristiklerine göre modellerle benzetimlerinin ve geleceğe dönük tahminlerinin yapılması gereklidir.Su politikasının bir diğer önemli konusu eğitime gelince; su mühendis ve uzmanlarının sadece uluslararası su bilgileri ile teçhiz edilmesi değil, ülke su sorunlarının iç ve dış ölçeklerde gerçek durumunu kavramaları da sağlanmalıdır. Yoksa yabancı uzmanların rapor ve planları ile su kaynaklarımızın bilimsel esaslı politikalarının yapılması, onların zaten kendi çıkarlarına göre düşündükleri gelecekteki hedeflerine yardımcı olmaktan başka bir işe yaramaz. Bu bakımdan aşağıdaki noktalar doğrultusunda su eğitimine önem verilmelidir.
     1) Su ile ilgili yüksek eğitimdeki ders kitaplarının nerede ise tamamı bilimsel ve teknik konularda, tercüme edilmiş yabancı kaynaklara ağırlık vermektedir. Halbuki, Türkiye gibi yıl boyu akışları olan nehirlere sahip bir ülkede öncelikli olarak bu nehirlerin havza özellikleri ile su potansiyellerinin iyi bilinmesi gereklidir. Türkçe su bilimi (hidroloji) kitaplarının kavram, yöntem, simge ve misaller bakımından tamamen dışarıya bağlı olduğu görülür. Burada bilim her yer için gerekli olduğundan aynı yöntemlerin bizde de kullanılmasında bir mahzur yoktur denilebilir. Bu genelde doğru olmakla beraber, Türkiye’deki su kaynaklarının çeşitliliği karşısında bazı teknik ve yöntemlerin ülkemize en azından doğru biçimde uyarlanması veya yenilerinin geliştirilmesi gerekmektedir.
     2) Yüksek eğitimde sadece ülke su kaynaklarının fizik büyüklükleri ve bunlarla ilgili çalışmaların yanı sıra suyun geleceği, politikası, ekonomik değeri, kullanımına dair hukuk dayanaklarının neler olduğu, tarih boyunca su çatışmalarının neden çıktığı, olağanüstü (harp, terör vb.) durumlarda nasıl yaklaşımlarda bulunulacağının tespit edilmesi gerekmektedir.
     3) Sadece yüksek eğitimli değil, eğitimin her kademesinde su konularının önemine değinilmesi ve yetişecek elemanların değişik kadrolarda görev yapmasının temin edilmesi gereklidir. Bu şekilde dereceli olarak yetişmiş elemanlar arasında bilgi akışını temin edebilecek bir ortamın tesis edilememesi halinde, herkesin bilgisi kendisine kalır ki, bu da su sorunlarının yabancı uzmanların eline kolayca geçmesine sebep olabilir. 1994 sonrasında İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi’ne (İSKİ) yaptığım danışmanlık sırasında üzülerek gördüğüm bir gerçeği burada söylemeden geçemeyeceğim. İstanbul Master Plan çalışmaları sırasında odama gönderilen çok ciltli hazırlanmış planları incelerken, İstanbul’un hidroloji, jeoloji, yerüstü ve yeraltı su kaynakları ile ilgili bilgilerin ne kadar ayrıntılı olduğunu görünce, “Biz neden böyle ayrıntılı bir çalışma yapamayalım” diye düşündüm. O sırada yanıma İSKİ’de uzun yıllar çalışmış olan bir mühendis arkadaş geldi. Durumu kendisine açıkladığımda aldığım cevap belki de bugün bile ülkemizde geçerliliğini koruyan bir gerçeği ortaya çıkardı. Mühendis bana “Hocam, bunlar arazi çalışmalarını bile göstermelik olarak yaptılar. Çünkü bütün bilgileri onlarla çalışan Türk elemanlardan tercümanlar vasıtası ile teker teker aldılar. Raporlarına aslında bizim hazırladığımız bilgileri koyarak ve İngilizce yazarak milyonlarca dolara bizim bilgilerimizi bize sattılar” dedi. Maalesef, bu duruma düşmüş olan toplulukların değil su kaynakları, bütün kaynakları yabancıların elinde ayrıntılı olarak bulunur. Onlar da istedikleri senaryoları politik çıkarları doğrultusunda ortaya koyarak, ‘böl ve hükmet’ ilkesini rahatça ortaya koyarak istediklerini yaptırabilirler. Bu bakımdan eğitim sadece bilgi edinmek değil aynı zamanda edinilen bilgilerin bilimsel üretkenliğe dönüştürülmesi ve bilgi paylaşımının ülke çıkarlarına uygun olarak gerçekleştirilmesidir.
     4) Su konusu her ülkenin kendi özel iklim ve toprak örtüsü şartlarına göre şekilleneceğinden, gelen yabancı uzmanların hemen hepsi, önce gerekli temel bilgileri değişik kişi ve kuruluşlardan toplayarak, sonra bu bilgileri bilimsel ilkeler veya satır aralarında kendi çıkarları doğrultusunda yazarak ve sunarak beğeni kazanmaya çalışırlar. Bu bakımdan yapılacak çalışmaların bilimsel çıktılarını uluslararası topluluklara yansıtarak ülke bilimine katkıda bulunulması, pratik çıkarımların ise ülke içinde kalarak uygulanması ve bazılarının devlet sırrı olarak saklanması yararlıdır.
     5) Eğitimi sadece üniversitelerden beklemek çok yanlıştır. Üniversite sonrasında da pratik hayatta çalışmaya başlayanları kısa kurslar ve seminerler yoluyla meslek içi eğitime tabi tutmak gerekir. Çalışanları sadece yabancı ülkelerde düzenlenen eğitim faaliyetlerine göndermek ancak kağıt üzerinde özgeçmişlerine katkıda bulunur, pratik yararı da beklendiği kadar olmaz. Bunun en önemli sebebi pratik hayatta çalışanların ana dillerinin Türkçe olmasıdır. O halde eğitim Türkçe verilerek bilgilerin daha kolay aktarılması sağlanmalıdır.
Su sorunlarının bir diğer önemli unsuru da her şeyin sadece sivil toplum kuruluşlarından beklenmesidir. Gelecekte, özellikle uluslararası alanda su politikasına ilişkin bazı meselelerin gündeme gelmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir. Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) de bu konularda en azından su kuruluşlarıyla ve sivil toplum kuruluşlarıyla ortak oturumlar düzenleyerek en üst düzeyde gerçek bilgilere sahip olması gerekir. TSK içinde ülkemiz sudan kaynaklanabilecek sosyal, politik ve askeri sorunların neler olabileceğine dair konuların tartışıldığı bir birimin bulunması yararlı olur. Bu birimin mutlaka bilimsel çalışması gerekmez ama istendiği zaman ordu içinde su eğitimine de ayrıcalıklı önem verilebilir. Su politikalarının bir ayağı da sonunda orduda bitebilir, bitmese bile böyle bir durum ülkemiz için önemlidir.
Bazı müttefiklerimizin su politikaları konusunda bir gün karşımıza muhalif olarak çıkabilecekleri asla akıldan uzak tutulmamalıdır. Özellikle, Orta Doğu’daki son gelişmeler ve önceki Arap-İsrail su savaşlarının alanlarının daha büyük ölçeklere taşınmayacağına kimse garanti veremez. Bazı güç merkezlerinin istedikleri anda bunu gerçekleştireceklerini nerede ise herkes görebilmektedir. Bu bakımdan komşu ve müttefiklerimizle yaşayabileceğimiz böyle bir durumda suya dair her türlü bilimsel ve özellikle de politik senaryoların ülkemiz tarafından ayrıntılı olarak bilinmesinde ülke çıkarı için yararlar vardır. Bu konuda temel bilgilerimiz yabancılara göre eksik olduğu takdirde gelecekteki bazı beklentilerin ülke menfaatine uymayabileceğini şimdiden görmek için kahin olmaya gerek yoktur

su vakfı
SU VAKFI'NIN AMACI

Vakfımız suyun kişi, toplum ve canlı hayatındaki önemini insanımıza anlatmak, suyun en verimli şekilde kullanılmasını sağlamak, su sorunlarının çözümüne katkıda bulunmak amacıyla kongre, panel, konferans ve sempozyumlar düzenlemektedir.